logo-mini

Mülki Tıbbiye’nin Kuruluşu - Ayten Altıntaş

Osmanlı Devleti’nde modern tıp eğitimi, askeri bir okul olarak 1827 yılında başlamıştı. Buradaki tığ eğitimi 1839 yılından itibaren Fransızca yapılmıştır. Askeri tıp eğitimi Fransızca olarak devam ederken, bu eğitimin getirdiği problemler, uzun ve yorucu tıp eğitimiyle mezun olan hekim sayısının azlığı gözden kaçmıyordu. Hekim sayısını yetersizliği Osmanlı Devleti’nin karşı karşıya kaldığı savaşlar ve salgın hastalıklarla iyice kendini göstermişti. Tıp eğitimin kolaylaştırılması ve Türkçe’ye çevrilmesi çalışmaları, uzun zamandırhocalar ve özellikle tıp öğrencileri arasında gündeme geliyordu. Fakat böylesine oturmuş ve askeri bir eğitimde değişiklik yapılamıyor, teşebbüsler, mektep nazırlarının görevden alınması ve öğrencilerin susturulmasıyla neticeleniyordu.

Tıbbiyedeki Türkçeleşme mücadeleleri gerçekten önemli adımlardı ve uzun zamanda da olsa netice vermiştir. Askeri Tıbbiye’nin açılışından 40 sene sonra sivil tıp okulu “Mülki Tıbbiye”, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin içinde ufak bir dershane olarak 2 Ocak 1867 tarihinde Sultan Abdülaziz’in iradesi ile resmen kurulmuştur.

Bu makalede, Mülki Tıbbiye’nin kuruluşundan önceki Türkçeleşme mücadeleleri ayrı bir konu olarak bırakılmıştır. Burada, Mülki Tıbbiye’nin resmi kuruluşu, bunun nasıl başarıldığı, Salih Efendi’nin bu başarıdaki rolü ve neticede Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye’nin kuruluşu resmi belgeler ışığında incelenecektir.

Tıbbiyedeki eğitimin Türkçe’ye çevrilmesi veya Türkçe tıp eğitimi veren bir okulun kurulması mücadeleleri Mülki Tıbbiye’nin kurulması ile önemli bir adımı gerçekleştirmiştir. Bu karar Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane Nazırı Salih Efendi’nin başvurması neticesinde verilmişti. Uzun zamandır düşünülen ve başarılamayan bu iş Salih Efendi’nin tezkiresi ile bir ay gibi kısa bir sürede nasıl gerçekleşmişti? Bu başarıyı Salih Efendi’nin şahsında ve onun meseleyi çözmedeki hünerinde aramak lazımdır.

Salih Efendinin Rolü

Salih Efendi Osmanlı Devleti’nin son Hekimbaşı’sıdır. Kendisi 13 Eylül 1849 tarihinde Hekimbaşılığa atanmıştı. Hekimbaşı, Mektebi Tıbbiye’nin Nazırı da olduğundan bu görevde iken; sağlık işlerinin görüşüleceği bir “Tıp Meclisi” kurulmuştu. Kısa bir süre sonra da 17 Nisan 1850’de Hekimbaşılık Müessesesi lağvedilmiş, Salih Efendi de sahip olduğu görevlerden alınıp Ticaret Nezareti Muavinliği’ne atanmıştı. Beş sene bu görevde kalmış ve 21 Ekim 1855’de tekrar padişahın başhekimi olarak bu defa “Seretibba-yı Hassa” ünvanıyla hekimlik görevine dönmüştü.

Salih Efendi 26 Ağustos 1865 tarihinde Mektebi Tıbbiye’ye ikinci defa Nazır olarak atanır. Bu tarihte Tıbbiye’de Türkçeleşme Hareketi iyice belirginleşmiştir. Mümtaz sınıf kapatılmış, öğrenciler arasındaki cemiyetleşme Tıbbiye dışına kaymıştı. Tıbbiye’de o tarihte 18 ders yapılıyordu. Bu dersleri veren toplam 24 hoca vardı; onlardan yanlızca bir tanesi, Ahmed Efendi, Türk idi. Bu durumu ve getirdiklerini Salih Efendi çok iyi biliyordu. Çözüm için uygun zamanı seçecek ve bu mücadelede çevresini kullanacaktı.

Salih Efendi Hekimbaşılık ve Padişahın Hekimliği gibi görevlerde iken saray ile iyi ilişkiler içindeydi. Daha sonraları da Sultan Abdülaziz döneminde 1862-63’de Hanım sultan Kethüdalığı ve 1874-76’da Valide Kethüdalığı görevlerinde bulunmuş ve Saray ile iyi lişkileri devam etmişti.

Salih Efendi Umur-u Nafia ve Ticaret Nazırı Edhem Paşa ile de yakın ilişkiler içinde idi. Hekimbaşılıktan alındığı zaman Ticaret Nazırı Edhem Paşa’nın muavini olarak atanmıştı. Darülfünunun kurulma çabaları içinde Edhem Paşa’yı da görüyoruz. 13 Ocak 1863’de başlayan Darülfünun Konferansları, Umuru Nafia ve Ticaret Nazırı Edhem Paşa’nın nezareti altında başlamıştı. Salih Efendi de bu çaba içinde en ön sırada idi. Darülfünun konferanslarına ilk başlayanlardandı. Botanik, zooloji ve jeoloji konularını içine alan İlm-i Mevalid (Tabii İlimler) derslerini veriyordu. Kendisi üç seneye yakın bu dersleri büyük bir özveriyle vermiştir. Edhem Paşa aynı zamanda Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye azasındandır. Salih Efendi İlm-i Hayvanat ve Nebatat adlı kitabının başında da Edhem Paşa’nın himayelerinin önemini vurgulamıştır.

Kolera Salgını ve Girit İsyanı

Salih Efendi, Nazırlığa getirildiğinde İstanbul’da önemli bir kolera salgını hüküm sürüyordu. Hindistan ve Cava kaynaklı olan 1865 kolerası, Hicaz’da hac sırasında hükmünü icra etmiş ve on binlerce hacının ölümüne sebep olmuştu. Bu salgın Süveyş yolu ile İstanbul’a da taşınmıştı. Haziran 1865’de İstanbul’da koleradan 30.000 kişinin öldüğü bildirilir. Bu salgın IV. Kolera Epidemisi olarak Avrupa’da da büyük tahribat yapmıştı. Fransa Hükümeti Şark’ta koleranın önlenmesi konusunda bir konferans toplanması için çağrı yapmış, Osmanlı Hükümeti de bu teklifi konferansın İstanbul’da toplanması şartı ile kabul etmişti. 13 Şubat 1866 tarihinde İstanbul’da “Milletlerarası Sağlık Konferansı” toplandı. Bu konferansın başkanlığını Salih Efendi yapmıştı. Karantinanın bilimsel esaslarının tespit edildiği bu konferansta Salih Efendi çok puan kazanmı, Osmanlı Devleti ve Papa tarafından nişanla ödüllendirilmişti.

Salih Efendi’nin Nazırlığı sürerken, 2 Eylül 1866’da Girit isyanı çıkmıştı. Osmanlılar, Girit’e üst üste sevkettiği 40.000 kişilik bir kuvvet yığmış, ayrıca Osmanlı filosunu Girit sularına göndermişti. Bu gönderilen askerle ile beraber birçok hekim de görevli olarak orduya alınmıştı.

Kafi Etibba Yok

Gerek kolera salgını sırasında, gerek savaş için hekimlerin orduya çağrılmasıyla hekim sıkıntısı iyice belirginleşmişti. Salih Efendi Mektebi Tıbbiye Nazırlığı’na tayin olalı bir sene üç ay olmuş ve Sivil Tıbbiye teklifi için uygun zaman gelmişti. Sadarete bir layiha ve tezkire gönderdi ve yeterli hekim olmadığını vurguladı. Yazdığı tezkirede şöyle diyordu; “Saye-yi muvaffakiyyet vaye-yi cenab-ı handaride şimdiye değin mekteb-i tıbbiye-yi şahaneden hayliden hayliye doktor etibba yetiştirilip elan asakir-i şahane alay ve tambur ve hastahanelerinde istihdam olunmakta iseler de cenabı hak tasnifat ve teksir buyursun miktar-ı asakir-i şahaneye nisbetle aded-i etibba ekall-i kalil ve belki ancak nıfsının iradesine kafi olabilir derecelerde olup hatta bu seneyi mübarekede silah altına alınan esakiri redife-yi şahane için memleket ve eyalet tabibleri celb ve memur kılınarak eyaletin tabibsiz bırakılması mahsuru bizzarüre ihtiyar olunmuş ve ahalinin şu vakitte mütemadiyen böyle tabisisz bırakılması uyamıyacağı müstagni-yi beyan olunmuş olmasıyla...” diyerek meseleye dikkat çekmiştir.

Gerek Meclis-i Vala mazbatasında gerek irade tezkiresinde ordu ve sivil halkın hizmetinde yeterli sayıda tabibi olmadığı belirtilmiş, çözüm için alınan yabancı tabiblerin de yetersiz olduğu ayrı bir problem olarak ortaya konulmuştur. Bu durum “…Mektebi Tıbbiye-yi Şahane Tababet-i Askeriyeye mahreç bulunmasından naşi orada tahsil-i fenn-i tababet edenler ordu-yu hümayınlar maiyetine memur ve tayin edilmesiyle umum ahali için istihdamı lazım gelen ettiba bizzarure teba-yı exnebiyeden intihab edildiği halde onlarında sanatca dereceyi hazakat ve maharetleri tetkik ve teşrih olunsa bile ekserisi halkın muhafaza-yı afiyetine kifayet edecek sanatla muttasıf olmadıklarından…” denilerek bu durum vurgulanmıştır.

Salih Efendi her ne kadar Mekteb-i Tıbbiye-yi Şahane’den hayli hekim yetiştiğini bildirse de 11 senelik bir eğitimden sonra her sene çok az mezun verildiğini biliyordu. Bu konuda kısaca bir fikir vermek gerekirse; 1860-61 ders yılında 18 kişi, 1861-62 yılında 11 kişi, 1862-63’de 8 kişi, 1863-64’de 4 kişi, 1864-65’te 14 kişi, 1865-66’da 18 kişinin mezun olduğunu söylemek yeterli olacaktır.

Sivil Tıp Eğitimi

Osmanlı Devleti’nde şehir ve kasabalarda halkın hekime ihtiyacı olduğu halk tabiblerini maaşını da memnuniyetli verdikleri halde tabibi bulamadıklarını Salih Efendi layihasında vurgulamış ve meclis mazbatasında bu durum şöyle tekrarlanmıştı: “..Daire-yi Mülkiye-yi Devlet-i Aliye’nin vüslat-i iktizasınca şehir ve kasabaların her birinde birer ikişer tabibe ihtiyaç olduğu ve canib-i ahaliden maa-l-memnuniyye derecat-ı mütefavitide maaş itasına muvaffak olunduğu halde pek çok mahalde etibba bulunmadıktan başka ecnebiden tayin olunan tabibler dahi arasıra idare-yi askeriyeye alınmasıyla şimdi taşralarca etibba pek kalil olup …” denilerek, bu eksikliğin giderilmesi için sivil halka hizmet edecek tabiblerin yetiştirildiği bir sivil tıp okuluna ihtiyaç olduğu ortaya konulmaktaydı. “Masaraf-ı cüziye ile hidemat-ı mülkiyede istihdam olunmak için etibba yetiştirmek maksadıyla mekteb-i tıbbiye-yi şahane dahilinde ekstrak talebeden mürekkep mekteb-i tıbbiyeyi mükiye namıyla bir mektep teşkiline…” teklifi meclisde kabul edilir. ”… öyle bir mekteb-i tıbbiye-yi mülkiye tesis ve küşadı…” ifadeyisle karar verilir.

Salih Efendi Sivil Tıp Okulu olan “Mektep-i Tıbbiye-yi Mülkiye”nin kurulma teklifini yaptığında önüne hemen başka bir teklif çıkarılacağını biliyordu. Bu teklif “Askeri Tıbbiye’nin kadrosunu fazlalaştırarak” çözüme gidilmesi olacaktı. Bu hiç istemedikleri bir durumdu. Çünkü asıl gayelerine bu şekilde ulaşamayacakları kesindi. Bu durumum hemen önüne geçmek için lahiyada şöyle diyordu: ”…Mekteb-i Tıbbiye-yi Şahane talebesinin teksir-i husuli maksada kafi olur ise de bu tarik ile talebe-yi mevcude ne kadar teksir edilmiş olsa masarıf-ı haliye dahi birlikde artmak emr-i tabii olarak o kadar fedakarlığın ihtiyarın aise hazine-yi celilenin tahammülü olmadığından ve bir de mekteb-i tıbbiye-yi şahaneye alınan talebe hitam-ı müddet-i tahsiliyeden sonra tababet-i askeriyeye tayin kılınacağından…” Burada hükümetin hem daha masraflı bir çzöümü düşünmeyecekleri, hem de mezuniyetten sonra bu hekimlerin, ihtiyacı her gün artan askeriyeye mal olacakları kesin bir şekilde dile getirilmiştir. Yazışmalarda da “tababet-i belediye” veya “taşralarda istihdam olacak etibba” terimlerini sık sık kullanarak amaç belirtilmektedir. Ayrıca Mekteb-i Tıbbiye-yi Mülkiye’nin “saye-i lütuf vaye-yi hazreti tacidaride etfal-i teba için yeni bir bab-ı feyz ve tahayyüs olacağı” da ilave edilmiştir.

Türkçe Tıp Eğitimi

Gerek Salih Efendi’nin yazışmalarında, gerekse Meclis-i Vala’nın mazbatasında konuya, yeterli hekim olmadığını ve halkın sağlığına dikkat edilmesi gerekçesi ile başlanmıştır. Bu gerekçelerin hemen ardından bir sivil tıp okulu çözümü getirilmişti. Bu çözümün ana konusu ise “tıp fenlerinin teshil-i tedrisi” idi. Tıp eğitiminin kolaylıkla yapılabilmesinin ancak “Türkçe Tıp Eğitimi” ile olacağı belirtilmeliydi. Bu çözüm, fevkalade dikkatle yapılan bir yazışmanın sonlarına doğru adeta “sokuşturulmuştur”. Salih Efendi tezkiresinde Türkçe tıp eğitiminden hiç bahsetmemiştir. Yanlızca sivil halka hizmet edecek bir tıp okulnun teşkiline irade ister. Layihada ise sivil tıp okulu derslerinin Türkçe olması konusu yanlızca “usul-u tedrisiye” bölümünün sonuna doğru “…bu mektebde fenn-i tıb ve teferruatının lisan-ı Osmaniye ile talim olunacağı” belirtilmiştir. Bir de okulun bütçesinin belirtildiği bölümde “… böyle bir sanat-ı nafianın millet ve lisanımızca teshil-i tedrisi…” cümlesi geçer.

Bu yazışmaların dışında Salih Efendi, Türkçe tıp eğitiminin lüzumunu Meclis-i Vala üyelerine gayet iyi anlatmış olmalıdır ki bu meclisin yazdığı mazbatada durum şöyle vurgulanır. “..tahsil-i tababetin beş senede tekmil edileceği dahi anlaşılmış olup vakıa sanat-ı mühimme-yi tababetin bizce en ziyade tahsil ve talimini temdid ve ta’sib eden hal Fransızca tedris ettirilmesi kaziyesidir ki etfalin mektebe kabul ve duhulünde ibtida Fransızca okumağa mecburiyeti ve benaberin tababet sanatını öğrenmeye bu lisanın vasıta ittihazını icab ettirdiğinden ve halbuki fenni tıbbın böyle lisan-ı diğerden tahsiline derkar olan ihtiyacın def ile sayeyi kemalat vayeyi hazreti mülükanede emri tedrisin Türkçe’ye nakil ve hasrı az vakitte pek çok talebenin yetiştirilmesini mucib ve tebaa ve milletçe envai favaidi calib olacağını cihetle.. mekteb-i tıbbiyeyi mükiyede gerek tababet ve gerek eczacılık sanatlarının Osmanlı lisanı zre tedris olunması pek yolunda ve muvaffık-ı maksad ve maslahat görülmüştür…” Burada vurgulandığı gibi az vakitte pek çok öğrencinin yetişebilmesi ve beş senede mezun verebilmesi için eğitimin Fransızca değil, Türçe olması gerektiği ve bu eğitimin milletçe pek çok faydasının olacağı belirtiliyordu.

İrade tezkiresinde de “…sanat-ı mühimmet-yi tababetin bizce en ziyade tahsil ve talimini temdid ve tasvib eden ha Fransızca tedris ettirilmiş bulunup fenni tababetin böyle lisan-ı ecnebiden tahsiline derkar olan ihtiyacın def’iile…” denilerek Türkçe tıp eğitimin uygun görüldüğü belirtiliyordu.

En Kolay Yol Seçiliyor

Mekteb-i Tıbbiye Nazırı Salih Efendi, sivil tıp eğitiminin başlatılması ve bu eğitimin Türkçe olması gereğini belirtmiş ve bu amaca giden yol için en kolay çözümü getirmişti. Bu da tıbbiyenin içinde bir “dershane” açarak en az masrafla eğitim verilmesi idi. Salih Efendi bunu şöyle teklif ediyordu: “…mektebin şimdiki halde merkez-i mahsusu olmayıp mekteb-i tıbbiye-yi şahane daires şu heyeti dahi istiaba kifayet edeceği gibi…” diyerek yeni bir sını façılarak hem bu eğitime başlanması teklif ediliyordu. Bu durumun “.. masarif-i cüziye ile hidemat-ı mülkiyede istihdam olunmak için ettiba yetiştirmek…” olduğunu da ilave ediyordu.

Sivil Tıbbiye’nin ilk sınıfları için aylık 3950 kuruş, son sınıflar için 9750 kuruş masraf gerektiği belirtilmekteydi. Bu tıp eğitimi 5 sene olacak, rüştiye mezunları veya o derece bilgisi olanlar okula alınacaktı. 16-20 yaşları arasında bu özelliklere sahip müslim ve gayr-ı müslim tebaayı Devlet-i Aliyye’den 50 öğrenci birinci sınıfa hemen kaydedilecekti. Bu öğrenciler yatılı olmayacak, gündüzcü olacaklardı. Bu da idari açıdan bir çok kolaylık sağlayacaktı. Sivil Tıbbiye’ye taşradan gelecek çocuklar için kuradan muafiyet ayrıcalığı getiriliyordu. Böylece mezun olur olmaz memleketlerine hizmet için gidebileceklerdi. “fenn-i tıb ve teferruatı lisan-ı Osmaniye tercüme ile talim olunacak..” deniliyordu. Mezun olan hekimlerin hizmetlerinin organizasyonu daha sonra düzene konulacaktı. Son olarak da bu okulun “Nezaret-i mahsusası” Mekteb-i Tıbbiye-yi Şahane İdaresi’ne verileceği de belirtilmişti.

İrade Çıkıyor

Mekteb-i Tıbbiye Nazırı Salih Efendi 6 Aralık 1866 tarihinde Sadarete gönderdiği tezkiresinde ve ilave ettiği layihada sivil tıp eğitimi için ön şartları bildirmiş, bu bilgiler Meclis-i Vala’ya gönderilmişti. Burada mesele görülmüş ve 19 Aralık 1866’da Sadaret’e bir mazbata yazılmıştı. Bütün bu resmi evraklar, Encümen-i Mahsus-u Vükela’da “kıraat” olunmuş, 1 Ocak 1867’de Sadrazam Mütercim Rüştü Paşa tarafından sadaret tezkiresi halinde 1 Ocak 1867’de Padişaha sunulmuştu. Sultan Abdülaziz tarafından 2 Ocak 1867’de “ mevadd-ı meşrua’nın tasvip ve istizan olduğu vechle icra-yı iktizlarına..” ifadesiyle irade verilmişti.

Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye Resmen Kuruluyor

Sivil Tıbbiye’nin açılması için Padişah İradesi’nin çıktığı gün, Salih Efendi Sadarete önemli bir tezkire daha yazmıştı. Bu resmi yazıda tıp fenlerine dair kitapları Türkçe’ye çevirecek bir cemiyet kurulması teklifini yapıyordu. Bu “Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye”nin resmen kuruluş teklifi idi. Bu teklife cemiyetin nizamnamesi de eklenmişti. Bu teklif Meclis-i Vala’da görüşülmüş, biz mazbata ile Padişaha sunulmuş, 3 Mart 1867 tarihinde de Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye kurulma iradesi çıkmıştır.

Bu cemiyet çalışmaları çok daha önceleri gayri resmi olarak tubbiye öğrencileri tarafından başlatılmış ve o tarihlerde Tıbbiye dışında devam etmekte idi. Salih Efendi’nin nazırlığı sırasında cemiyeti kuran öğrenciler Tıbbiye’den mezun olmuşlardı. Salih Efendi de bu teklifi Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’de tıp tahsilini tamamlamış ve mezun olmuş bir doktor grubu adına yaptığını yazıyordu.

Salih Efendi uygun bir ortam bulmuşken ve konu gündemde iken, tıp dilinin Türkçeleşmesi için beklenen ikinci adımı bu şekilde atmıştı. Tezkirede ve nizamnamenin girişinde Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye’nin esas gayesinin “Tıbba mütedair mevcut olan kütüb ve resailin Türkçe’ye nakil ve tercümesi” olduğu belirtiliyordu. Önceleri tıp fenlerine dair makaleler Türkçe’ye çevrilecek ve zamanla da tıp kitapları tercümeleri yapılacaktı. Bu amaca bir de “Hıfsızsıha-yı umuma faydalı olacak bir tıp gazetesi tertip ve neşreylemek” ilave edilmişti.

Bu belgelerde çok açık olarak yazılan bir diğer önemli husus da cemiyetin Türkçe’ye çevireceği tıp kitaplarının Mülki Tıbbiye’ye yararlı olacağıdır. Bu durum Salih Efendi’nin tezkiresinde şöyle dile getirilmişti: “.. mukaddemce takdim kılınmış olan layiha mucibinde teşkili tasavvur buyurulan Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye’ye esher cihet teshil-i tahsilat ve faveid-i müstelzim olacağı cihetiyle…” diyerek Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye’nin lüzumuna değinmişti. Sadaret tezkiresinde de, Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye’nin yapacakları tercümelerin tıp fenlerinin Türkçe tedrisinde kolaylık sağlanacağı ve açılmasına karar verilen Mülki Tıbbiye için gerekli olduğu şöyle dile getirilmişti: “… vakıa fünun –ı tıbbiyenin Türkçe tedris ve talimi usulünün müstelzim olacağı teshilat bil defaat mevkii bahsa konulmuş ve hatta memalik-i mahsusa-yı şahanede istihdamı lüzumu daimi tahtında bulunan etibbaya mahreç olmak için mekteb-i tıbbiye-yi mülkiye namı ile küşadına bu defa müsaade-i seniye şayan buyrulan dersanede fenn-i tıp müteferriatının Türkçe olarak tedrisi muharrer bulunmuş olmasına nazaran bu arzunun merkez-i file gelmesi…” denilerek cemiyetin kurulması gereği vurgulanmıştı.

Böylece Mülki Tıbbiye’nin kurulması Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye’nin resmen kurulması için nasıl bir temel oluşturmuşsa, Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye kurulması da Mülki Tıbbiye için öyle bir temel teşkil edecekti.

Kapılar Açılıyor

Mülki Tıbbiye kurulurken sivil halka hizmet edecek hekimlerin kolaylıkla yetişebilmesi için Türkçe eğitim şartı konulmuştu. Türkçe eğitimin kolaylaştırılması için de tercümeler yapacak bir kurum, Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye açılıyordu. Bu iki önemli adım atıldıktan sonra sıra en önemli amaçta idi. Salih Efendi ve cemiyetin kurucularının esas amaçları; Askeri Tıbbiye’de eğitim dilinin Türkçe’ye çevrilmesi idi. Bu amaç Mülki Tıbbiye için yapılan teklif yazışmalarının içinde bir cümle ile belirtilmiş, bir mesaj verilmişti. Mazbata ve irade tezkiresinde tekrarlanan cümle şu idi; “… emr-i tedrisin Türkçe’ye nakl ve hasrı az vakitde pek çok talebenin yetiştirilmesini mucib ve teba-yı milletçe envai faidesi calib olacağı cihetle Mekteb-i Tıbbiye-yi Şahanece dahi derslerin bu yolda talim ettirilmesi esbabına teşebbüs kılınacağından…” Burada da Mülki Tıbbiye’nin açılma amaçlarından birisinin bu eğitimin Askeri Tıbbiye’ye de örnek olmasıydı. Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye kurulurken çok tehlikeli bir konu olan bu amaca hiç değinilmemiş, yanlızca tercümelerin “tıp fenlerinin Türkçe tedrisinde kolaylık sağlayacağı”na değinilmiştir.

Mülki Tıbbiye’nin kurulması için Şaban 1283’de karar çıktıktan sonra, Ramazan ayında mektepler tatil olmuştu. Eğitimin tekrar başladığı Şevval 1283 (Şubat 1867) ‘den itibaren 50 öğrenci kaydedilerek eğitim başlamıştır. İlk senedeki derslerin çoğunu Kırımlı Aziz Bey üstlenmişti. Salnamelerde bu husus “Binbaşı Aziz Efendi Mülkiye derslerinde memur” denilerek kayıt edilmiştir. 1870 yılına gelindiğinde de üç sene devam eden eğitimin verdiği tecrübe ile Türkçe tıp eğitiminin mümkün olduğu görüşü iyice belirlenir. Eylül 1870’de Müfredat-ı Tıp Muallimi Ahmet Remzi Efendi’nin Seraskeri’ye verdiği layiha ile Askeri Tıbbiye’deki derslerin Türkçe’ye çevrilmesi gündeme gelir. Salih Efendi bu önemli günlerde de Tıbbiye Nazırı’dır. Karşı görüşler ve yapılan görüşmeler sonucunda 31 Ekim1870’de irade çıkar. Böylece Mekteb-i Tıbbiye-yi Şahane’de de derslerin Türkçe yapılması kararı verilmiştir.

Mülki Tıbbiye’nin kuruluşunun amaçlarından biri halka hizmet edecek hekimlerin yetiştirimesi ise de diğer önemli amaç Türkçe tıp eğitimi idi ve bu başarılmıştı. Mülki Tıbbiye’de eğitim gören hekimler 1874’den itibaren stajlarını tamamlayıp mezın olurlar ve halkın hizmetinde görevlendirilirler. Bu tıp eğitimi hiç ara vermeden ve devamlı yenilenerek bugüne kadar devam etmiştir.

Mülki Tıbbiye’nin kuruluşunu yeni belgelerle incelerken ortaya çıkan birkaç önemli sonuç vardı. Birincisi bu kaynaklar ortaya çıkmadığı için gererk Mülki Tıbbiye’nin, gerek Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye’nin kurulma tarihlerinin takribi bildirilmesiydi. Sene olarak bildirilen bu tarihlerin Miladiye çevrilirken yapılan hatalar ve özellikle bu tarihler mali tarih zannedilip yapılan çevirmeler sonucunda yapılan yanlışlıklar böylece düzeltilmiş oluyor.

Bir başka önemli mesele, Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye kurulduktan sonra yapılan çalışmalarla Mülki Tıbbiye’nin kurulduğu bilgisidir. Bu bilgi “Mirat-ı Mekteb-i Tıbbiye” kaynaklı yanlışlıktı. Yukarıda da bildirildiği gibi Mülki Tıbbiye kurulduktan sonra Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye kurulmuştur.

Çok önemli bir başka husus da Mektep Nazırı Salih Efendi’nin buradaki öneminin vurgulanmasıdır. Her iki müessesenin kurulmasında Salih Efendi’nin kişiliği, etkisi ve mücadelesi çok önemlidir. Bu önem konusunda yukarıda söylenenlere ilave olarak şu iki noktanın söylenmesinin yeterli olacağını zannediyorum. Birincisi, Salih Efendi’nin Sadarete yazdığı layiha Mekteb-i Tıbbiye Nezareti’nin layihası oluğ, Tıbbiye hocalarının görüşlerini bildiren bir resmi yazı değildi. Genel kurallar içinde bu resmi yazı Tıbbiye Meclisi’nin görüşünü bildirip, Nazır tarafından Sadarete gönderilmeli idi. Salih Efendi, tek müslüman hoca olarak, Tıbbiye Meclisi’nde bunun mümkün olamayacağını bildiğinden, hem layihayı, hem tezkiresi kendi kaleme almış ve Tıbbiye Meclisi’nin hiç haberi olmadan bu mücadeleyi başlatmıştı. İkinci husus; Salih Efendi bu mücadelenin “kelleyi koltuğa almak” olduğunu biliyordu. Nazır Cemalettin Efendi “mümtaz sınıf” kurmasından sonraki olaylar neticesinde görevinden azledilmişti. Salih Efendi de bu mücadeleleri yaptı ve Askeri Tıbbiye’deki derslerin Türkçe’ye çevrilmesi kararı alındıktan sonra büyük tepkilerin yoğunlaşması ile 6 Kasım 1871’de görevinden azledildi. 1874 senesine kadar işsiz kalan Salih Efendi’nin aldığı maaş da 15.000 kuruştan ma’zuliyyet maaşı olarak 5.000 kuruşa indirilmişti. Bu bedelin karşılığı olarak Tıbbiye’de 31 sene devam eden Fransızca derslerin Türkçeleşmesi mümkün olmuştu. Bu mücadelede en önemli ilk zafer Mülki Tıbbiye’nin kuruluşu olmuştur.